Genç arkadaşım, senden özür dileriz
Sana iyi bir gelecek bırakamadık. Üstelik uzun süre bunun senin yeterince çalışmamanla ilgili olduğunu söyledik. Bunun için senden özür dileriz.
Genç arkadaşım,
Sana çok çalışırsan iyi bir hayat kurabileceğini söyledik.
İyi bir okul kazanmanı, diplomanı almanı, yabancı dil öğrenmeni ve iş hayatına mümkün olduğunca erken başlamanı istedik. Kurallara uyduğunda, sabırlı olduğunda ve sorumluluklarını yerine getirdiğinde önünde iyi bir gelecek açılacağını anlattık.
Fakat söz verdiğimiz geleceği hazırlayamadık.
Bunun için senden özür dileriz.
İlk maaş artık yeni bir hayatın başlangıcı değil
Bizim anlattığımız hikâyede ilk maaşın özel bir anlamı vardı.
İlk maaşını aldığında ailene küçük bir hediye alacak, arkadaşlarınla kutlama yapacak ve bağımsız bir hayat kurmaya başladığını hissedecektin.
Bir süre sonra evden ayrılacaktın. Küçük de olsa kendi evine çıkacaktın. İstersen bir otomobil almayı düşünecek, sevdiğin insanla evlenmek ve bir yuva kurmak için plan yapacaktın.
Bugün ilk maaş çoğu genç için yeni bir hayat kurmaya yetmiyor.
Kira, depozito, taşınma masrafı ve temel ev eşyaları ilk maaşının çok ötesinde. Otomobil sahibi olmak uzun vadeli bir borçlanma kararına dönüştü. Ev sahibi olmak ise birçok genç için ulaşılabilir bir hedef olmaktan çıkarak uzak bir ihtimal haline geldi.
Evlilik bile yalnızca iki insanın birbirini sevmesiyle alınabilecek bir karar değil artık. Kira, eşya, düğün, ulaşım ve günlük yaşam maliyetleri sevginin önüne ekonomik bir duvar örüyor.
Sana “Hayatını kur” dedik.
Fakat o hayatı kurabileceğin ekonomik zemini bırakamadık.
Bunun için senden özür dileriz.
Senden deneyim istedik ama deneyim kazanabileceğin alanı açmadık
Üniversiteden mezun olduğunda karşına “En az iki yıl deneyim” şartını koyduk.
Henüz çalışma fırsatı vermediğimiz halde deneyimli olmanı bekledik. Staj adı altında ücretsiz veya çok düşük ücretli çalışmanı normalleştirdik. İşe başladığında ise senden aynı anda hızlı, yaratıcı, disiplinli, esnek ve hatasız olmanı istedik.
Bir kişinin yapabileceği işin üzerine sürekli yeni görevler ekledik. Buna “kendini geliştirme fırsatı” dedik.
İş tanımını genişlettik ama ücretini aynı hızda artırmadık.
Mesai saatleri dışında ulaşılabilir olmanı bekledik. İş ve özel hayat arasındaki sınırları kaldırdık. Yorulduğunda yeterince istekli olmadığını, itiraz ettiğinde iş hayatına hazır olmadığını söyledik.
Şimdi de sana “Yeni kuşak çalışmak istemiyor” diyoruz.
Belki de mesele senin çalışmak istememen değil.
Belki mesele, çalışmanın karşılığında bağımsız bir hayat kurabileceğine artık inanmaman.
Seni eski dünyanın eğitim sistemiyle yeni dünyanın rekabetine gönderdik
Önünde yalnızca diğer insanlar yok.
Küresel ölçekte daralan ve hızla değişen bir iş gücü pazarı var. Aynı pozisyon için farklı şehirlerden ve ülkelerden insanlar yarışıyor. Uzaktan çalışma, şirketlerin aday havuzunu büyütürken senin rekabet alanını da genişletiyor.
Üstelik artık rakiplerinin tamamı insan değil.
Algoritmalar, yapay zekâ araçları, dijital çalışanlar ve otonom ajanlar iş gücü piyasasına giriyor. Dün birkaç kişinin yaptığı bazı işleri bugün tek bir çalışan, yapay zekâ desteğiyle yapabiliyor. Bazı meslekler tamamen ortadan kalkmasa bile o mesleklerde ihtiyaç duyulan insan sayısı azalıyor.
Biz ise seni bu dünyaya hazırlamakta geç kaldık.
Sana yapay zekâyı yalnızca teknolojik bir merak konusu olarak anlattık. Onu mesleğinin, üretiminin ve gündelik çalışma biçiminin bir parçası haline getirecek eğitimi zamanında sunamadık.
Ezberlemeni istedik ama problem çözmeyi yeterince öğretmedik.
Sınavdan yüksek not almanı istedik ama belirsizlik altında karar vermeyi öğretmedik.
Doğru cevabı bulmaya alıştırdık ama doğru soruyu sormanın önemini gösteremedik.
Tek başına çalışmanı ölçtük ama farklı disiplinlerden insanlarla birlikte üretme becerini geliştirmedik.
Seni proje tabanlı, vaka çalışmalarıyla desteklenen ve gerçek hayat problemleriyle karşılaştıran bir eğitim modeliyle yetiştiremedik.
Diploma verdik ama mesleki yönünü bulmana yeterince yardımcı olamadık.
Bunun için senden özür dileriz.
Yabancı dil öğren dedik, dünyaya açılabileceğin koşulları oluşturamadık
Sana yabancı dil öğrenmenin önemini anlattık.
Fakat öğrendiğin dili kullanabileceğin ortamları yeterince oluşturamadık. Dünyayı görmeni, farklı kültürlerle tanışmanı ve başka ülkelerdeki insanların nasıl yaşadığını gözlemlemeni istedik.
“Atalarımız çok gezenin çok bileceğini söylemiş” dedik.
Ama sana rahatça seyahat edebileceğin bir pasaport gücü bırakamadık. Vize kuyruklarını, uzun evrak listelerini, yüksek başvuru ücretlerini ve belirsiz ret kararlarını çözemedik.
Uçak biletleri, oteller ve günlük harcamalar erişilemez hale gelirken sana hâlâ “Gençken dünyayı gez” tavsiyesinde bulunduk.
Ne birçok ailenin çocuklarına bu imkânı sağlayabilecek geliri vardı ne de senin ilk maaşların seyahat edebilmek için yeterliydi.
Sonra dünyayı yeterince tanımadığını söyledik.
Sana hareket özgürlüğü vermeden daha hareketli olmanı bekledik.
Bunun için senden özür dileriz.
Sana risk al dedik ama hata yapabileceğin güvenli alanı bırakmadık
“Girişimci ol” dedik.
Fakat küçük bir iş kurmanın maliyetini, finansmana ulaşmanın zorluğunu ve başarısızlık halinde sırtında kalacak borcu yeterince konuşmadık.
“Risk al” dedik ama birikim yapabileceğin gelir bırakmadık.
“Kendi işini kur” dedik ama ilk müşterine ulaşabileceğin bağlantıları sunmadık.
“Yurt dışına açıl” dedik ama vize, sermaye, yabancı dil, ihracat bilgisi ve uluslararası ağ sorunlarını çoğunlukla sana bıraktık.
Başarılı birkaç girişimcinin hikâyesini anlatarak herkesin aynı imkânlara sahip olduğu izlenimini verdik. Aile desteğini, başlangıç sermayesini, doğru çevreyi ve başarısız olma ayrıcalığını çoğu zaman hikâyeden çıkardık.
Senden cesaret istedik. Ama cesaret gösterebileceğin güvenli bir zemin oluşturmadık.
Sana sabırlı ol dedik, kendimiz bugünü tükettik
Bugünkü fedakârlıklarının gelecekte karşılığını alacağını söyledik.
Fakat geleceği taşıması gereken kaynakları bugünden tükettik. Ekonomik sorunları erteledik. Eğitim sistemini günü kurtaran değişikliklerle yönettik. Şehirleri gençlerin barınma ve ulaşım ihtiyaçlarına göre planlamadık.
Doğayı sınırsız bir kaynak gibi kullandık. İklim krizinin faturasını, ortaya çıkmasında en az payı bulunan kuşaklara bıraktık.
Kurumlara duyulan güveni aşındırdık. Liyakat yerine bağlantıların belirleyici olduğu örneklerin çoğalmasına izin verdik.
Sonra senden ülkeye, kurumlara ve geleceğe güvenmeni bekledik.
Senin umutsuzluğunu karakter sorunu gibi gördük. Kaygılarını “Gençlik işte” diyerek küçümsedik. Bizim gençliğimizle senin gençliğini aynı ekonomik ve toplumsal koşullarda yaşanmış gibi karşılaştırdık.
“Kanaat etmeyi bil” dedik.
Oysa sen lüks istemiyordun.
Çalıştığında geçinebilmeyi, ailene bağımlı olmadan yaşayabilmeyi, geleceğini planlayabilmeyi ve birkaç ay sonra ne olacağını az çok öngörebilmeyi istiyordun.
Her şeyi senin hatanmış gibi gösterdik
Yeterince iyi bir iş bulamadığında öz geçmişini geliştirmelisin dedik.
Evden ayrılamadığında daha fazla çalışman gerektiğini söyledik.
Biriktiremediğinde harcamalarını azaltmanı önerdik.
Tükendiğinde zamanını iyi yönetemediğini düşündük.
Gelecek kaygısı yaşadığında olumlu düşünmeni istedik.
Elbette insanın kendi hayatı için sorumluluk alması gerekir. Fakat yapısal sorunları yalnızca bireysel eksikliklerle açıklamak adil değildir.
Bir insan aynı anda hem düşük ücretle çalışıp hem yüksek kira ödeyip hem yabancı dil öğrenip hem yeni teknolojileri takip edip hem kişisel markasını geliştirip hem girişimcilik deneyip hem de psikolojik olarak güçlü kalamayabilir.
Sen tembel değilsin.
Sen, önceki kuşaklardan çok daha hızlı değişen, daha pahalı ve daha belirsiz bir dünyada ayakta kalmaya çalışıyorsun.
Bunu yeterince erken anlayamadığımız için senden özür dileriz.
Bu özür tek başına hiçbir şeyi değiştirmeyecek
Senden özür dilemek, sorumluluğumuzu yerine getirdiğimiz anlamına gelmez.
Gerçek bir özür, davranış değişikliği gerektirir.
Eğitim sistemini ezberden projeye, sınavdan problem çözmeye ve diplomadan yetkinliğe taşımamız gerekiyor. Yapay zekâ okuryazarlığını birkaç seçmeli dersin konusu değil, temel bir yaşam ve çalışma becerisi olarak ele almalıyız.
Gençlere ücretsiz staj değil, gerçek çalışma ve öğrenme fırsatları sunmalıyız. Başlangıç seviyesindeki çalışanlardan yılların deneyimini beklememeliyiz.
İnsanca barınma koşulları oluşturmalıyız. Gençlerin ailelerinden ayrılabilmesini bir lüks değil, yetişkinliğin doğal bir aşaması olarak görmeliyiz.
Pasaportu ve seyahati yalnızca yüksek gelirli ailelerin çocuklarının erişebildiği ayrıcalıklar olmaktan çıkarmalıyız.
Şirketler olarak genç çalışanları ucuz iş gücü değil, geleceğin ortakları olarak görmeliyiz. Onlara yalnızca görev değil; rehberlik, geri bildirim, gelişim alanı ve karar süreçlerine katılma fırsatı vermeliyiz.
En önemlisi de gençlere sürekli ne yapmaları gerektiğini anlatmadan önce onları dinlemeliyiz.
Yine de senden vazgeçmeni istemiyoruz
Sana bıraktığımız dünya adil olmayabilir.
Ama bu, senin bu dünyada hiçbir şey değiştiremeyeceğin anlamına gelmiyor.
Kendini yeni döneme hazırlayabilirsen ne mutlu sana. Yapay zekâyı yalnızca rakip olarak değil, üretim gücünü artıracak bir araç olarak kullanabilirsen ne mutlu sana. Bir diploma yerine sürekli öğrenme alışkanlığı geliştirebilirsen ne mutlu sana.
Fakat bütün sorumluluğu yine senin omuzlarına bırakarak konuşmayacağız.
“Biz yapamadık, artık siz düzeltin” demek de başka bir kaçış biçimidir.
Bu gelecek yalnızca senin problemin değil.
Seni yetiştiren ailenin, sana eğitim veren kurumların, seni çalıştıran şirketlerin, ülkeyi yönetenlerin ve senden önce yaşamış bütün kuşakların ortak sorumluluğudur.
Genç arkadaşım,
Sana iyi bir gelecek bırakamadık.
Hayallerini küçültmek zorunda kaldığın için…
Çalışmanın karşılığını almakta zorlandığın için…
Kendi evine çıkmayı, otomobil almayı, evlenmeyi veya çocuk sahibi olmayı sürekli ertelemek zorunda kaldığın için…
Dünyayı görmek isterken pasaport, vize ve para engelleriyle karşılaştığın için…
Eski dünyanın eğitimiyle yeni dünyanın rekabetine gönderildiğin için…
Kaygılarını anlamak yerine sana öğüt verdiğimiz için…
Senden özür dileriz.
Ama özrümüzün anlamlı olabilmesi için bundan sonra yalnızca konuşmamamız gerekiyor.
Sana ne yapman gerektiğini söylemekten önce önündeki engelleri kaldırmamız, seni yeni dünyanın becerileriyle donatmamız ve karar masasında sana da yer açmamız gerekiyor.
Çünkü gençlerin gelecekten umudunu kaybettiği bir toplumun, kendisi için de iyi bir gelecek yoktur.
Bu bir mazeret değil, bir başlangıç olsun.
Bu metin bir kurumu, bir partiyi ya da bir kişiyi hedef almıyor; nesiller arasındaki sözleşmeyi yeniden düşünmeye çağırıyor. Görüşünüzü paylaşmak ya da tartışmayı sürdürmek isterseniz bizimle iletişime geçebilirsiniz.
Bir yanıt yazın