Kıymetli metaller piyasası çok dinamik ve Kapalıçarşı uygulamaları esnek ve hareketli bundan dolayı kamu kesiminin acilen güçlendirilmesi lazım.Kıymetli metaller ve özellikle Altın özelinde kamunun stratejileri, kurumlar ve rolleri, ürün yapılanması ve kuyumcu kesimi yeniden değerlendirilmeli. Kamu kesimi tarafından roller yeniden düzenlenmeli…
- Email: info@grcmngmnt.com
- Nice Name: admin
- Website: http://www.grcmngmnt.com
- Registered On : 2024-05-16 06:47:09
- Logged in as: admin
GRC Management Posts
Dünyada iç sistemler özelinde çeşitli rehberler bulunmaktadır. COSO tarafından yayınlanan bu rehberler diğer rehberlere kıyasla sektörlerden bağımsız ve genel teamülleri çerçeveleyen rehberlerdir. Ayrıca sektörel rehberlerde bulunmaktadır.Hazine ve Maliye Bakanlığı bu yılın başında Kamu Risk Yönetim Rehberini yayınladı. Yerinde bir çalışma oldu.
Türkiye Risk Raporu verilerini İş Zekası raporuna dönüştürüp kullanıma açacağız.
Böylelikle ihtiyacınız oldukça okumalarınız için rahat rahat her ortamdan rapor verilerine erişerek okuyabilirsiniz.
Yakın bir zaman içinde, iş zekası ortamındaki raporları Şirket Terapisi kanalı abonelerinin erişimine açacağız … Kanala abone olmanız önemli …
Ayrıca rapor analizleri için Şirket Terapisi kanalına abone olmanızı hatırlatıyorum.
2024 Türkiye Risk Raporu: Ekonomik ve Jeopolitik Tehditlerin Dikkat Çekici Analizi – İlk 5 Risk


Gerçekten Gri listeden çıkmak istiyor muyuz?Bir süredir OFAC Sanction Listi inceliyorum.OFAC Sanction List de yer alan Türkiye kökenli firma/birey sayısı toplam 216, bunlardan yabancı uyruklu olanların toplamı ise 76 ve yaklaşık %32 gibi yüksek bir oranda.Bu 76 kişi veya kurumun Varlık Barışı yasalarına paralel ve/veya Suriye iç savaşı sonrası gelmiş olmaları muhtemel, acaba bu konuda bir çalışma, rapor veya özeleştiri getirilmiş midir?
Çarşı da gündelik hayatta nasıl olur, haberde nasıl aktarılmış, nasıl ders alalım,Yok yok ders almayalım bizim iş insanları herşeyi bilir zaten …Asistan: ABC Bey/Hanım afrikadan misafirleriniz var …ABC Bey/Hanım: Taleplerini alalım ararız …Asistan: Ellerinde iskontolu altın varmış ısrarcılar görüşmek istiyorlar …ABC Bey/Hanım: Altını getirsinler, ayar raporu çıksın peşin öderiz paralarını …Asistan: Altınlar Afrika’daymış, ellerinde güncel gazete yanında altın footoğrafları var …
Malumunuz ülkemiz açısından uzun kabul edilecek bir süre olan 5 yıldır gelenekselleşen Türkiye Risk Raporu serisini yayınlıyoruz. Zaman zaman kıymetli akademisyenlerin desteğiyle zaman zaman da solo yayınlıyorum. İlk risk raporunu mensubu olduğum üniversitede kuruculuğunu yaptığım Risk Merkezi üzerinden yayınlamış ve çokça açıklama yapmak zorunda kalmıştım. İlk yıl yaşadığım acı tecrübe sonrasında sağolsun GRC Management desteğiyle yayınladık. Aslında GRC Management firması bana ait ama bütçesi, finansmanı, editörü vs vs derken onlar da çok yoruldu.
Giriş çok uzun sürdü asıl konuya geleyim …
Bir grup akademisyen arkadaşımla Türkiye Risk Raporu serisini makaleye dönüştürmeye karar verdik. Verilere üstten, yıllar itibariyle trend olarak ve rapor koşturmacasından bağımsız bakınca bana neden kızdıklarını bir defa daha anlamış oldum.
Aslında Türkiye Risk Raporu çok kritik bir noktayı öne çıkartıyordu ve eleştiriler yıllar itibariyle bu noktadan geliyordu. Son seçimleri baz aldığımızda yükselen memnuniyetsizliğin oy tercihine dönüşmesini anlatıyordu rapordaki hikaye.
2 satır öne çıkıyor zamanla ekonomi temelli hatalar yani ekonomi risklerinin realize olması toplumsal problemleri/riskleri/memnuniyetsizliğe dönüştü ve bu sonuçta doğal olarak siyasi tercihe dönüştü.
Yazı buraya kadar gelince başka bir konu daha su yüzüne çıktı: rapor aşamasında ortalama 10 kişi, Şirket Terapisi kanalında ortalama 5 kişi, GRC Management şirketinde 2 kişi ve çekirdek ailemi de eklersek (sabırla bana katlanıyorlar) neredeyse 20 kişi süreçte yer alıyor.

Gri listeye girmek neleri etkiledi?1. Parasal akım mekanizması bozuldu2. Sermaye aktarımı ve yabancı yatırımları dahi etkilendi3. Türkiye kökenli şirketlerin ve hatta STK’ların global faliyetlerinde aksamalar yaşadık, yeri geldi Hollanda da banka hesabı açamadınız gibi…
Yaklaşık 2 haftadır ihracat ağırlıklı üretici firmalarda bütçe görüşmeleri yapıyoruz.
Temel problemlerimizin başında; ihracatta fiyat tutturamadağımız-yapamadığımız için pazarı kaybetmek geliyor. Neden pazar kaybediyoruz; çok basit Avrupa’lı müşterilerimiz Türkiye’deki maliyet artışlarını karşılamak istemiyor çünkü Çin’de veya rakip ülkelerde bu türde bir maliyet artışı yok. Hatta Avrupa Birliği ortalama fiyat artışları seviyesinde dahi işçilik ücretlerinin artırmaya yanaşmıyorlar.
Problemler sadece fiyat anlaşmazlığı değil ama en büyük problemimiz bu ve bunun altında yatan temel faktörde “kurdaki artışın enflasyonun altında kalması”. Bu ne demek? 2024 yılı ilk 4 ayı enflasyonu yaklaşık %17,5 iken yılbaşına göre kurdaki artış ise %8,5 civarında.
Diğer bir ifadeyle kurdaki artış enflasyonun %7 gerisinde kalmış durumda.
Yurt içi ağırlıklı çalışan üretici kesimin yurt içi fiyatları düzenlemede “maşallah” bir problemi yok. Fakat ihracat ağırlıklı firmalar için kurdaki artışın enflasyonun gerisinde kalması her bir dolar gelirde %7 kayıp anlamına geliyor. Diğer bir ifadeyle her bir dolar gelirde %7 iskonto demek.
Önümüzde uzun bir yol var ve ihracat gelirleri çok önemli.
Önerim kuru yükseltmek olmayacak. Kurun yükselmesi enflasyonu tetikler vs vs hepsi doğru.
Benim önerim daha rasyonel: Merkez Bankası ihracatçının kendisine devrettiği-sattığı ihracat gelirleri için; kurdaki artış ile enflasyon arasındaki farkı ihracatçıya ödesin.
Aksi halde ihracat yapacak pazar kalmayacak
Aksi halde ihracat yapacak firma kalmayacak
Aksi halde çok ihtiyaç duyduğumuz ihracat gelirleri azalacak
Aksi halde dış ticaret açığı artacak
ve
biz bu terse dönen ihracat eğrisindeki kayıpları çok uzun dönemde telafi edebileceğiz …
Kaybedilen ihrcaat pazarının telafisi nasıl olur?
Fuarlara katılım, yeni müşteri bulma, yeni ürünler, pazara giriş maliyetlerine yeniden katılma, marka itibarını tekrar oluşturma vs vs inanın pazarın kazanılma maliyeti kur farkından çok ama çok yüksek ve kaybedilen zararın telafisi yok.
Son not bu kur farkına katlanmadığımız takdirde GSYİH’yı zor toparlarsınız …
Altın ithalatında kota uygulamasına 07.08.2023 tarihinden itibaren geçilmiştir. Bu kısa değerlendirmede altın global fiyatları ile altın türkiye fiyatlarını karşılaştırmalı inceliyorum.
Ocak 2022 ile kota uygulamasının başladığı dönem olan 08.2023 tarihi arasındaki;
– global-tr fiyat farkı ortalaması kg bazında +383 dolar(tr pahalı)(0,006 yazı ile binde altı).
– 18 aylık dönemde fiyat farkında tr en yüksek fiyat farkı +3.293 dolardır (tr pahalı).
– 18 aylık dönemde fiyat farkında – 530 görülüyor(tr ucuz).
Altın ithalatında kota uygulaması başladıktan sonraki 10 aylık dönemde ise;
– global-tr fiyat farkı ortalaması kg bazında +1.907 dolar(tr pahalı)(%3,1 yazı ile yüzde üç).
– Neredeyse bu dönem TR fiyatı hiç eksi olmamış(tr ucuz olmamış).
– 28 Mart tarihinde fark +3.617 dolar(tr pahalı).
Sözün özü altın ithalatı kısıtlama döneminde fiyat farkları %3 seviyelerinin üstünde uzun süre kalmış.
Altın ithalatı kısıtlaması söz edildiği gibi fırsatçıların alanını kapatmamış tam tersi alan açmış. Tabi analize bu noktada ilgili dönemlerdeki altın ithalat, altın ihracat, bankalara gelen yastıkaltı altın, hurda altın geri dönüşü gibi metrikleri ilave etmek lazım. Ama bunun için ne vakit var ne motivasyon artık ilgili diğer bireylerimiz yapsın …
Meraklısına not: Kota uygulaması sonrası dönemde altında farklar zaman zaman 5.000 – 6.000 doları da gördü. Buradaki hesaplama random yapıldı.

Altında kota kısıtlaması nelere neden oldu;1. Yurtiçi altın fiyatları ile global altın fiyatları arasında sürekli bir ayrışmaya neden oldu ve genellikle Türkiye’de altın fiyatları global fiyatların üstüne çıktı2. Altın fiyatlarındaki artış geleneksel altın yatırımcısı açısından altında prim anlamına gelmektedir ve bu sonuç talebi tetikledi …




